Feridun Düzağaç bağlar futbolu hayata en güzel. En güzel sözler ondan çıkar. Ondan ilham almamak ne mümkün!
Sürekli kenarlara deplase oluyorum ancak ne pas atan var
koşularıma ne de benden gayri golü düşünen. Herkes "1-0 olsun benim olsun" davasında. Hayatı ne gelecek için yaşıyorlar ne de zevk için...
Futbolu da öyle yurdumun… Güzel oyun sadece futbol-kolik bir
adamın çocukluk anısı oluyor. Tarih yine şampiyonları, skorları yazıyor.
Gelecek maçı düşünen kaybediyor. Oynadığı maçta golü atan skora yatıyor. Çağdaş
olamıyor hayatlar, tıpkı futbol oynayışımız gibi… Ülkemin altyapısı utandırıyor
hem çimlerde hem de sokaklarda… Geleceği bir türlü gençlere teslim edemiyoruz.
Futbolda bir İspanya asla olamıyoruz, hayatta da İngiltere… Geleneğe sahip
çıkamıyoruz, geleceğimizi de çocuklarımıza bırakamıyoruz.
Sormak lazım; ne için yaşıyoruz? Vicdan, insaniyet, iyi
niyet… Hangisi gerçekten yer edinmiş yaşamlarda? Çocuklar halen sokaklarda
selpak satıyorsa, yaşlı teyzem emekliliğini kaldırım kenarında utana sıkıla
sattığı sakızlara bağlamışsa yaşamayı becerdiğimizi sandığımız hayat bu kadar
acımasız mı diye soruyorum. Bir ezgi çalıyor; kulağımda Anadolu’mun türküsü
Nesimi’den, Mahsuni’den… Sahi Hadise de Anadolu’nun bağrı Sivas’tandı değil mi?
Hayatımızın kırılma anları var hep; her biri yeni bir akın
başlatırcasına… Planlı hayat olmaz elbette ancak insan bir kere olsun
hayallerindeki topun peşinden koşamaz mı? Onu yakalayıp kaleye gidemez mi? İlla
bu hayatta bir Diego Armando mu olmak lazım, yoksa Jordan mı?
Süküt-u hayaller kaplı aynı yerdeyim yine. Karşımda Cruyff,
ekranımda Zinedine… Avrupa ‘Total Futbol’ kuşağının kıyısından dahi geçmeyen
ülkemde Kürt çocuklarını düşünüyorum. Ruhu Fransız, bedeni Mağripli Zidane küstah
İtalyan’a kafa atıyor; sanki dün gibi… Ben yine coşuyorum yerimde "bir daha,
haydi bir daha vur" diye… Siyah derili atalarım varmış gibi hissediyorum çorak
toprakları sulayan Nil vadilerinde…

Hiç yorum yok:
Yorum Gönder