Doktorun yanında bir teyze var; doktorun kapısındaki elektronik sıra tabelalarının bozuk olması yüzünden sıraya koyma görevi yürütüyor. Elimdeki sıra barkodunu ona verip bekliyorum. Teyze, hastaları çiftleyerek alıyor. Benden önceki hasta çıkmadan çağrılıyorum. Halden anlayan kişiyseniz bir önceki hastanın rahatsız olmaması adına girmezsiniz ya; öyle yapmak için kapıya kadar gelip bekliyorum. Teyze ısrarcı:
- Gel gel...
Randevu almama rağmen 15-20 dakika bekledikten sonra içerideyim. Bundan 10 yıl evvelini gören biri için bu durum pek önemli değil... Kapının eşiğinden geçerken teyze şikayetimi soruyor; kısa bir tereddüdün ardından iki kelimeyle söylüyorum. Benden önceki hasta gençliğe adım atan bir kız... Dinlemedim ama sanırım doktordan son tavsiyeleri alıyordu. Kız annesiyle kapıya yöneliyor. Ben daha doktora selam veremeden teyze sözü alıyor ve şikayetimi dile getiriyor. Sonrasında doktordan önce davranarak koltuğu işaret ediyor, oturuyorum. Doktora durumu izah ediyorum. Doktor malum yatağı işaret edip oturmamı söylüyor, oraya geçiyorum.
Hanım doktor eline gerekli aleti alıp muayeneye başlıyor. Ben de diğer yandan durumumu detaylandırıyorum. Ama dinleyen kim? Doktor ile teyze başlıyor muhabbete... Konuyu kavrayamadım ama gelen bir hastanın birisinin bilmem kimi olmasından bahsediyorlar. Arada doktor duraksıyor ve daha önce dile getirdiğim bir şikayetimi kendi fark etmiş gibi:
- Aaa! Evet burası böyle, diyor.
- Hahh! İşte orası öyle, diyorum içimden...
Teyzenin rolünü kapıp hasta-doktor diyaloğunu kuruyorum. Doktor, masasına geçiyor ve bir şeyler yazarken ne yazdığını söylüyor. Sormasam; ilacı ne kadar süreyle ve nasıl kullanacağımı söylemeyecek gibi... Daha ikinci soruma geçmeden teyze kapıyı açıyor, içeriye bir başka hastayı davet ediyor. Bense ısrarla soruyorum; rahatsızlığımı ve çözüm yollarını bilmem, anlamam gerek... Reçeteyi veren doktor araya birkaç cümle daha sıkıştırırken artık çıkmam gerektiğini anlıyorum. Muayene başlayalı 3-4 dakika olmuş. Nezaketim eksik olmasın; teşekkür edip kapıya yöneliyorum.
Eve giderken düşünüyorum; acaba bu ilaçları kullansam mı? Zira doktorun konuya hakimiyetinden şüphe ediyorum. O, hastalığı; ben, devayı anladım mı? Cevaplarım beni teskin etmiyor. Hasta sayısı mı fazla, doktor sayısı mı az? Sağlık sektöründe teknik yetersizlikler mi var, yoksa nitelikli eleman mı yok?
Gittiğime pişman bir halde eve varıyorum. Yapacak bir şey yok ümitsizliği hakim... O kadar uğraştık madem, ilaçları da alıp kullanalım.
Sağlık reformu kafamı kurcalıyor. Sahi, para sayılan o elektronik tabelalar niçin çalışmıyor?
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder